Gelişen bilimin ortaya çıkardığı tablo,
canlıların asla tesadüflerle ortaya çıkamayacak kadar
kusursuz bir düzenliliğe ve son derece kompleks bir
yapıya sahip olduğudur. Bu ise canlıların üstün bir
güç ve bilgi sahibi olan bir Yaratıcı tarafından yaratıldıklarının
delilidir. Örneğin son dönemde, İnsan Genomu Projesi
vesilesi ile gündemde olan insan genindeki kusursuz
yapı, yani Allah'ın eşsiz yaratması bir kere daha gözler
önüne serilmektedir.
Amerika'dan Çin'e kadar birçok ülkeden
bilim adamları, 10 yıldır DNA'da yer alan 3 milyar kimyasal
harfi okumak ve sıralarını belirlemek için uğraştılar.
Ve bunun sonucunda, insan geninde yer alan bilgilerin
%85'i doğru olarak dizilebildi. Bu her ne kadar heyecan
verici, önemli bir gelişme olsa da, İnsan Genomu Projesi'nin
başında bulunan Dr. Francis Collins'in de "İnsanın kullanım
kılavuzunda ilk defa bir bölümü tamamlayabildik" sözleriyle
belirttiği gibi, DNA'daki bilginin deşifresi için henüz
ilk adım atılmıştır.
Bu bilginin deşifresinin neden bu kadar
uzun sürdüğünü anlayabilmek için DNA'ya sığdırılan bilginin
genişliğini ve fonksiyonlarını anlamak gerekir.
DNA'nın Sır Dolu Yapısı
Teknolojik bir ürünün veya tesisin yapımı
ve yönetiminde insanoğlunun yüzyıllar boyunca elde ettiği
tecrübe ve bilgi birikimi kullanılır. Dünyanın en ileri
ve karmaşık tesisi olan insan vücudunun inşası için
gereken bilgi ve tecrübe ise DNA'da saklıdır. DNA, hücre
çekirdeğinde titizlikle korunan oldukça büyük bir moleküldür
ve bu molekül insan vücudunun bir nevi bilgi bankasıdır.
DNA'da korunan bilgiler, insanın saç ve gözlerinin renginden,
boyunun uzunluğuna kadar tüm fiziksel özellikleri ile
birlikte, hücrelerde ve vücutta meydana gelen binlerce
farklı olayı ve sistemi de kontrol eder. Örneğin, insanın
kan basıncının alçak, yüksek veya normal olması bile
DNA'daki bilgilere bağlıdır.
Burada vurgulanması gereken önemli nokta,
daha ilk insandan itibaren milyarlarca insanın hücresinde
yer alan trilyonlarca DNA'nın şimdiki mükemmellik ve
karmaşıklığıyla birlikte varolageldiğidir. Akıllara
durgunluk veren yapı ve özellikleriyle, böyle bir molekülün,
evrimcilerin öne sürdüğü gibi tesadüfler sonucu oluşmasının
ne derece mantık dışı olduğunu ilerleyen satırları okudukça
sizler de daha net göreceksiniz.
İnsan Hücresindeki Ciltlerce Bilgi
DNA'da kayıtlı bulunan bilgi pek hafife
alınacak gibi değildir. Öyle ki, insanın tek bir DNA
molekülünde tam bir milyon ansiklopedi sayfasını veya
başka bir deyişle yaklaşık 1000 kitabı dolduracak miktarda
bilgi bulunur. Dikkat edin; tam 1.000.000 ansiklopedi
sayfası veya 1000 kitap... Yani, her bir hücrenin çekirdeğinde,
insan vücudunun işlevlerini kontrol etmeye yarayan bir
milyon sayfalık bir ansiklopedinin içerebileceği miktarda
bilgi kodlanmıştır. Bir benzetme yapmak istersek, dünyanın
en büyük ansiklopedilerinden birisi olan 23 ciltlik
"Encyclopedia Britannica"nın bile toplam 25 bin sayfası
vardır. Bu durumda, karşımıza inanılmaz bir tablo çıkar.
Mikroskobik hücrenin içindeki, ondan çok daha küçük
bir çekirdekte bulunan bir molekülde, milyonlarca bilgi
içeren dünyanın en büyük ansiklopedisinin 40 katı büyüklüğünde
bir bilgi deposu saklı durmaktadır. Bu da yaklaşık 1000
ciltlik, dünyada başka eşi, benzeri olmayan dev bir
ansiklopedi demektir. Her gün, 24 saat boyunca, hiç
durmadan, her saniyede insanın gen bilgilerinden bir
tanesi okunacak olsa, bu işlemin tamamlanması için 100
yıl geçmesi gerekmektedir. DNA'daki bilginin kitap haline
getirildiğini varsaydığımızda ise, bu kitapları üst
üste koyduğumuz takdirde, kitapların yüksekliği 70 metreye
erişecektir. Yapılan tesbitlere göre ise, bu dev ansiklopedi
yaklaşık 3 milyar farklı "konu"da bilgiye sahiptir.
Eğer DNA'daki bilgileri kağıt üzerine yazılı hale getirseydik,
kağıtların uzunluğu Kuzey Kutbu'ndan Ekvator'a kadar
uzanacaktır.
Tek bir DNA molekülünde
1000 kitabı dolduracak kadar bilgi bulunur. Bu
bilgi resimde görülen DNA şifreleri ile kodlanmıştır.
A, T, C ve G harfleriyle sembolize edilen bir
tür alfabe ile insanın bütün özellikleri şifrelenmiştir.
Bu örnekler, DNA'nın ne kadar muuzzam bir
bilgiye sahip olduğunun bir göstergesidir. Peki ama,
nasıl olur da, bir molekülün bilgi sahibi olmasından
söz edebiliriz? Çünkü, burada sözünü ettiğimiz bir bilgisayar
veya kütüphane değil, yalnızca protein, yağ ve su moleküllerinden
oluşan, milimetreden yüzbinde biri küçüklüğünde bir
et parçasıdır. Bu küçücük et parçasının içinde, değil
milyarlarca bilgi, tek bir bilginin var olması ve onun
bu bilgiyi muhafaza etmesi bile son derece hayret verici
bir mucizedir.
Günümüzde, bilginin saklandığı en ileri
teknoloji bilgisayarlardır. Bundan 30 yıl önce, oda
büyüklüğündeki bir bilgisayarın sahip olabildiği bilgiyi,
bugün küçük "disk"ler saklayabilmektedir... İnsan zekasının
asırlardır edindiği bilgi birikimi ve yıllar süren çabaları
sonucunda geliştirdiği bu son teknoloji bile daha tek
bir hücre çekirdeğinin bilgi saklama kapasitesine uzaktan
yakından ulaşabilmiş değil. Böyle muazzam bir kapasiteye
sahip olan DNA'nın küçüklüğünü yansıtması açısından,
ünlü mikrobiyoloji profesörü Michael Denton'ın yaptığı
şu karşılaştırma sanırız yeterlidir:
Bugüne kadar yaşamış,
gelmiş geçmiş her canlı türünün bütün özellikleri bilgi
olarak DNA'ya yüklense toplam DNA hacmi bir çay kaşığının
ancak küçük bir kısmını doldururdu. Dahası geriye şu
ana kadar yazılmış bütün kitapları saklayabilecek kadar
boşluk kalırdı.1
Gözle göremediğimiz, çapı metrenin milyarda
biri büyüklüğünde olan, atomların yanyana dizilmesiyle
oluşmuş bir zincir, acaba böyle bir bilgiye ve hafızaya
nasıl sahip olabilir? Bu soruya şunu da ekleyin: Vücudunuzdaki
100 trilyon hücreden her biri bir milyon sayfayı ezbere
biliyorken, acaba siz zeki ve şuurlu bir insan olarak
hayatınız boyunca kaç ansiklopedi sayfası ezberleyebilirsiniz?
Daha da önemlisi, hücre bu bilgileri kusursuzca, son
derece koordineli ve planlı bir şekilde ve asla hata
yapmadan ilgili yerlerde kullanır. Hatta daha insan
var olmadan önce, hücreleri faaliyet halinde onu inşa
etmeye başlamıştır bile…
Çekirdekteki
DNA molekülü kromozom adlı özel kılıflarda paketlenir.
Tek bir hücrede bulunan kromozomlarda paketlenen
DNA molekülünün toplam uzunluğu 1 metreyi bulur.
Kromozomun toplam kalınlığı ise 1 nanometre yani
metrenin milyarda biri kadardır. Yaklaşık 1 metre
uzunluğundaki DNA molekülü bu küçücük bölgeye
nasıl paketlenebilir? DNA molekülü kromozom paketleri
aslında çok daha küçük özel ambalaj sistemlerinden
oluşur. DNA molekülü önce adeta bir ipin makaraya
sarılması gibi sıkı sıkıya histon adlı özel proteinlere
sarılır. Bu histon makaralarına sarılmış DNA bölümleri
nükleozom olarak adlandırılır. Bu nükleozom bölümleri
DNA'nın korunması ve zarar görmemesi için özel
olarak dizayn edilmiştir. Nükleozomlar ucuca eklendiğinde
kromatinleri oluştururlar. Kromatinde iyice birbirine
sarılıp kıvrılarak yoğun yumaklar meydana getirirler.
Ve böylece DNA molekü kendi uzunluğunun milyarda
biri kadar küçük olan bir yere muhteşem bir yaratılışla
sığdırılmış olur.
İnsanın Yapıtaşı Hücreler…
Bir yumurtanın spermle döllenmesi, yeni
bir insan hayatının ilk başlangıcıdır. Milyonlarca sperm,
yumurtayı döllemek için birbiriyle yarışır ve sonuçta
bir tanesi başarılı olur. Ancak bu ihtimallere veya
tesadüfe dayalı bir yarış değildir, her aşaması Allah
tarafından kaderde tespit edilerek yaratılmıştır. Allah
ayetlerde bu gerçeği insanlara şöyle bildirir:
Sizleri Biz yarattık, yine de tasdik etmeyecek
misiniz? Şimdi (rahimlere) dökmekte olduğunuz meniyi
gördünüz mü? Onu sizler mi yaratıyorsunuz, yoksa Yaratıcı
Biz miyiz? (Vakıa Suresi, 57-59)
Babanın sperm hücresi, annenin yumurta
hücresini döllediğinde, doğacak bebeğin bütün kalıtsal
özelliklerini belirlemek üzere babanın ve annenin genleri
birleşir. Bu binlerce genden her birinin özel bir işlevi
vardır. Saç ve göz rengini, yüzünün biçimini, iskelet
çatısındaki, iç organlardaki, beyin, sinirler ve kaslardaki
sayısız ayrıntıyı belirleyen genlerdir.
Sperm ile yumurta birleştiklerinde oluşan
bu hücre ile beraber, insanın hayatının sonuna kadar
her hücresinde şifresini taşıyacağı DNA molekülünün
de ilk kopyası oluşmuş olur.
Döllenmiş yumurta dediğimiz o ilk hücrenin,
bir insana dönüşmek için, çoğalması gereklidir ve bunun
bilincinde, yüksek bir şuurla hücre bölünmeye karar
verir. Bu yüksek şuur kendini bir sonraki aşamada da
belli eder. Hücreler bölündükçe başkalaşır ve vücutta
bulunması gereken bölgelere giderler. Birbirinin aynı
hücrelerden oluşan bir et yığını değil de, bir kısmı,
örneğin göz hücresi olup tam olması gerektiği yere,
bir kısmı kalbi oluşturup göğüs kafesindeki yerine gider
veya deri hücresi olarak bütün vücudu kaplar. Tüm hücreler,
oluşturacakları dokunun gerektirdiği kadar çoğalır ve
bu dokular da gerekli yapıyı oluşturmak üzere yanyana
gelerek organları oluşturmaya başlarlar.
Bu başkalaşım ve yapılanma koordinasyonu
DNA molekülü tarafından sağlanır. Şunu unutmamak gerekir
ki DNA, ne en son teknolojiyle donatılmış laboratuvarlarda
çalışan bir biyokimyager, ne de saniyede trilyonlarca
işlem yapabilen bir süper-bilgisayardır. DNA, karbon,
fosfor, azot, hidrojen ve oksijen gibi atomlardan oluşan
bir moleküldür.
Şimdi düşünelim ve kendi kendimize soralım:
İnsan vücudunda bulunan trilyonlarca hücre, bölünerek
birbirinden çoğalıyor. Ancak her hücredeki farklı gen
farklı zamanlarda aktive oluyor ve bu şekilde hücrelerde
başkalaşım sağlanıyor. Diğer bir deyişle, ilk hücreden
sonra bölünerek çoğalan her hücrede, tüm genetik bilgi
vardır; yani her hücre aslında kalp kası, deri, alyuvar
veya vücudun herhangi başka bir dokusunu üretme yeteneğine
sahiptir. Her hücre o vücut için tam bir DNA tarifine
sahip olsa da, gelişmenin farklı aşamalarında ve farklı
organlarda sadece bazı genler aktiftir. Örneğin, böbrek
oluşum ve fonksiyon kodları her hücrede bulunur; ancak
sadece ilgili genler, gelişme sırasında, belirli zamanlarda,
bu organda aktif olur. Benzer olarak, belli enzimler-örneğin,
glükoz 6-fosfat esas olarak karaciğerde bulunur, fakat
diğer organların her hücresi bu proteinin tarifine sahiptir,
ama asla bu proteinin üretimini yapmaz. Örneğin göz
hücresi bu enzimi üretmez, göz için gerekli olanları
üretir; sinir hücreleri, beyin ve organlar arasında
gidip gelen uyarı ve emirleri taşıyacak, karaciğer hücreleri
toksinleri zararsız hale getirecek ve yağ hücreleri
zayıf dönemler için yiyeyecek depolayacak şekilde uzmanlaşırlar;
hiçbiri mide ile ilgili enzimleri üretme hatasına düşmez.
Peki bu kusursuz işbölümünü kim yapmaktadır? Hücrelere
bölünme ve bölündükten sonra farklı konularda uzmanlaşma
emrini kim vermektedir? Dahası, tüm hücreler itaat şuuruna
nasıl sahiptirler ve kimi dinleyerek böylesine kusursuz
bir disiplin ve organizasyon içinde çalışmaktadırlar?
Bunların hiçbirinin tesadüfen gelişen olayların sonucunda
oluşmuş tesadüfi sistemler olmadığı son derece açıktır.
Hücrelerin sadece doğru zamanda doğru yerde
bulunmaları ve doğru genleri aktif hale getirmeleri
ile de bu kusursuzluk bitmemektedir. Hücreler aynı zamanda
yaşamın doğru safhasında, doğru miktarlarda bulunmalıdırlar.
Bazı "bakım" genleri, hemen hemen bütün hücrelerde,
her zaman çalışır. Diğer genler, sadece bazı hücrelerde,
kişinin yaşamındaki tek uygun, kritik bir dönemde, birkaç
saatten az işlevini yapar, sonra bir daha çalışmak üzere
bekleme moduna geçer. Örneğin emzirme sırasında süt
üretimi genler tarafından hızlandırılır. Mevcut bilgi,
uygun zamanda, uygun miktarda ve uygun yerde harekete
geçirilir. DNA'da saklı milyarlarca bilginin bu kadar
şuurlu, planlı, iradeli, hesaplı ve akılcı idaresi ve
kullanımı evrimcilerin "tesadüf" iddiaları ile kesinlikle
açıklanamaz. Dünya üzerinde hiçbir sistem, en basiti
dahi tesadüfen oluşamazken, mikroskobik bir alanda gerçekleşen
olağanüstü planlı ve organize olayların nedeni olarak
tesadüfleri görmek büyük bir mantık çöküntüsüdür. Nitekim
evrimciler de hücrelerdeki bu başkalaşıma ve kusursuz
görev dağılımına bir açıklama getirmekten çok uzak olduklarını
kabul etmektedirler. Evrimci mikrobiyoloji profesörü
Ali Demirsoy şu itirafta bulunur:
Özünde, döllenmiş
bir yumurtadan çok değişik yapıda ve işlevde birçok
hücre grubunun meydana gelmesi şimdiye kadar doyurucu
bir şekilde açıklanamamıştır.2
Tüm bu olağanüstü olayların, tesadüflerin
veya hücrenin eseri olamayacağı açıkca ortadadır. Peki,
hücrede meydana gelen bu olayları yöneten, belli bir
amaca yönelik olarak yaratan, milyarlarca bilgiyi, gözle
görülmeyecek kadar küçük bir alana sığdıran akıl ve
güç kime aittir?
Hücredeki Akıl
Bu durumda şunu kabul etmek gerekir ki,
midedeki ya da kulaktaki herhangi bir hücre insandan
kat kat daha bilgili olduğu ve bu bilgiyi en doğru ve
en kusursuz şekilde değerlendirebildiği için insandan
çok daha akıllıdır.
Peki bu aklın kaynağı nedir? Nasıl olur
da insan vücudundaki 100 trilyon hücrenin herbiri ayrı
ayrı böylesine inanılmaz bir akla, bilgiye ve beceriye
sahip olabilir? Bunlar sonuçta atomlardan oluşmuş ve
bilinci olmayan yapılardır. Önümüze tüm elementlerin
atomlarını alıp farklı biçimlerde ve sayılarda birbirlerine
bağlayarak milyonlarca farklı molekül oluştursak, yine
de akıl elde edemeyiz. Bu moleküllerin büyük, küçük,
basit ya da karmaşık olması da birşey değiştirmez. Sonuçta,
bilinçli olarak bir işi organize edip başaracak bir
zihin asla ortaya çıkmaz.
O zaman nasıl oluyor da, belli sayıdaki
akılsız ve bilinçsiz atomun belli şekillerde dizilmesinden
meydana gelen DNA molekülü ve onunla uyumlu olarak çalışan
enzimler bilinçli birçok işler yapıp, hücredeki sayısız
karmaşık ve farklı işlemleri kusursuz ve mükemmel olarak
organize edebiliyorlar? Bunun cevabı çok basittir; akıl,
bu moleküllerde ya da bunları içinde barındıran hücrede
değil, bu molekülleri bu işleri yapacak şekilde programlanmış
olarak var edenin Kendisi'ndedir. Kısaca akıl eserde
değil, o eseri yaratanda bulunur.
En gelişmiş bilgisayar bile, onu en ince
ayrıntısına dek dizayn eden, tasarlayan, onu çalıştıracak
programları yazıp ona yükleyen ve kullanan bir akıl
ve zekanın ürünüdür. Aynı şekilde, hücre de, içindeki
DNA ve RNA'lar da, bu hücrelerden oluşan insan da, kendilerini
ve yaptıkları işleri yaratanın eserinden başka birşey
değildirler. Eser ne kadar mükemmel, kusursuz ve etkileyici
olursa olsun, akıl her zaman o eserin sahibindedir.
Bir gün kağıt üzerinde
"hiçbir şey tesadüfen oluşamaz" yazısını görseniz
bu yazının mürekkebin dökülmesi ile oluştuğunu
düşünmezsiniz. Akıl sahibi her insan bu yazıyı
yazan birinin olduğunu düşünecektir. Evrimcilerin
DNA'daki bilginin oluşumu ile ilgili iddiaları
ise, bu yazının tesadüfen oluştuğunu iddia etmekle
kıyas dahi edilemeyecek kadar büyük bir mantık
bozukluğudur.
Masanızın üzerindeki deftere yazılmış tek
bir anlamlı cümle dahi görseniz, bunun yazarının kim
olduğunu merak edersiniz. Defter ile kalemin veya mürekkebin
tesadüfen bir araya gelerek, rüzgarın etkisiyle bu cümleyi
yazdığını kesinlikle düşünmezsiniz. DNA'da ise milyarlarca
bilgi söz konusudur ve bu bilgilerin her biri bir insan
için son derece hayati öneme sahiptir.
Peki aynı soruyu neden hücre için sormuyoruz?
Defterinizdeki veya bilgisayarınızdaki bilgiler birileri
tarafından oraya yazılmış ise, bunlardan çok daha üstün
ve ileri bir teknolojiye sahip olan DNA, kim tarafından
en mükemmel şekilde tasarlanıp, yaratılıp, kendisi de
ayrı bir mucize olan minicik hücrenin içine özenle yerleştirilmiştir?
Hem de binlerce yıl öncesinden günümüze kadar hiçbir
özelliğini kaybetmeden. Bu satırları okumanız, görmeniz,
nefes almanız, düşünmeniz, kısaca var olmanız ve varlığınızı
sürdürmeniz için her an görev başında olan bu hücrelerin
kim tarafından ve niçin yapıldığını sormaktan daha önemli
ne olabilir sizin için?
Hayatta en çok merak etmeniz gereken, bu
sorunun cevabı değil midir sizce? Gökyüzüne baktığınızda
gördüğünüz Güneş'ten, vücudunuzdaki DNA'larınıza kadar
herşeyde muhteşem bir tasarım, plan ve düzen vardır.
Bunların herhangi birini tesadüflerin eseri saymak ise,
kesinlikle kabul edilemez ve ciddiye alınamaz bir iddiadır.
Hiçbir Tasarım Tesadüfen Gerçekleşemez
Mutlaka rastlamışsınızdır; bazı binaların
önündeki çiçekler bazen binanın ismi yazılacak şekilde
düzenlenir. Uzaktan veya tepeden baktığınızda, çiçeklerle
binanın veya şirketin adının yazılı olduğunu hemen fark
edebilirsiniz. Bu, çiçeklerin orada rastgele büyümediklerinin,
bahçıvanlar ve peyzaj mimarları tarafından tasarlanarak
düzenlendiklerinin bir göstergesidir. Siz bahçıvanları
bu düzeni yaparken görmemiş olabilirsiniz, ancak çiçeklerle
yazılmış ismi gördüğünüzde bunu anlarsınız.
Bir saatin resimde görülen
parçalarını tasarlayan birinin olduğuna dair hiç
kimsenin kuşkusu yoktur. DNA'daki bilgilerin kodlanışı
ise bir saatin tasarımından çok daha ihtişamlıdır.
O halde bu bilgilerin tesadüfler sonucunda şuursuz
atomların karar almasıyla kendiliğinden oluştuğunu
iddia etmek büyük bir yalandır.
Veya arkadaşlarınızla kelime oyunu oynadıktan
sonra, harfleri masanın üzerinde karışık bırakıp gittiğinizi
düşünelim. Geri geldiğinizde masanın üzerindeki harflerle
OYUNU BEN KAZANDIM yazdığını görseniz,
bunu yazan birinin olduğunu hemen anlarsınız. Hiçbir
zaman harflerin rastgele yanyana gelerek bu anlamlı
cümleyi tesadüfen oluşturduğunu düşünmezsiniz, aynı
bahçedeki çiçeklerin tesadüfi dizilimlerle binanın ismini
yazdığını düşünmeyeceğiniz gibi. Kısacası, bir yerde
bir amaca yönelik bir tasarım varsa, bunun mutlaka bir
tasarımcısı olduğunu bilirsiniz. Siz bu tasarımcıyı
görmemiş olabilirsiniz, ancak eserinden veya ardında
bıraktığı izden onun varlığını ve amacını anlarsınız.
Bu örneklerle anlatmak istediğimiz şudur:
Eğer bir yerde en ufak bir planlanmışlık varsa, orada
mutlaka bir akıl sahibinin izleri vardır. Hiçbir akıl
ürünü tesadüfen oluşmaz. Örneğin bir dağın üzerine trilyonlarca
kez beyaz taşlar yuvarlasanız, bir binanın isminin tesadüfen
oluştuğunu göremezsiniz. Eğer bir yerde bir kelime,
cümle varsa, herkes kabul eder ki, mutlaka o kelime
biri tarafından yazılmıştır. Yazarsız kelime, tasarımcısı
olmayan tasarım olmaz.
İnsanın bedeni ise, bir bina isminden veya
"Oyunu ben kazandım" cümlesinden trilyonlarca kez daha
kompleks bir yapıya sahiptir ve bu karmaşık yapının
kendiliğinden ya da "tesadüfen" oluşmuş olması kesinlikle
ve kesinlikle mümkün değildir. Üstelik milyonlarca yıldır,
milyarlarca canlının sahip olduğu trilyonlarca DNA,
hiçbir kusura sahip olmadan, en mükemmel haliyle yazılmakta,
gözle görülmeyecek kadar küçük bir mekana sığdırılmakta
ve en akılcı şekilde kullanılmaktadır. Öyleyse insanı
da, onun hücresini de, DNA'sını da kusursuz ve mükemmel
bir şekilde planlayıp düzenleyen bir Yaratıcı vardır.
Bunun aksini iddia etmek, aklın sınırlarının dışına
çıkarak, gerçeklere, akla ve mantığa saldırmak demektir.
Bu
resimdeki gibi bir yap-boz oyunu düşünün. Oyunun
tamamlanması ve resmin ortaya çıkması için her parçanın
kendisi için ayrılmış özel yerine konması gerekmektedir.
Tıpkı bu oyunda olduğu gibi DNA molekülünde de bir
canlının eksiksizce oluşup hayatını devam ettirebilmesi
için bütün nükleotidlerin kendileri için ayrılmış
özel sıralamada bulunmaları gereklidir.
Bütün parçaları etrafa saçılmış olan bir yap-boz oyununun
tesadüflerin sonucunda kendiliğinden aşağıdaki
resmi oluşturduğunu düşünmek elbette saçmadır.
Ancak bir yap-boz oyunuyla kıyaslanamayacak kadar
kusursuz tasarıma ve kompleks bir şifreleme sistemine
sahip olan DNA'nın tesadüfen oluştuğunu iddia
etmek bundan çok daha mantıksızdır.
Oysa, ne yazık ki, harflerin kendi kendilerine
dizilip üç küçük kelimeyi bile yazabilmelerinin imkansız
olduğunu bir çırpıda söyleyecek birçok kişi, milyarlarca
atomun tek tek planlanmış bir dizilimle biraraya gelip
DNA gibi muhteşem işler başarabilen bir molekül oluşturmasının
"tesadüfler" sonucu olduğu aldatmacasını itiraz etmeden
dinleyebilmektedir. Tıpkı hipnotize edilen bir kişinin
yapılan telkinle, kendisinin bir kapı, ağaç ya da kertenkele
olduğuna itiraz etmemesi, kabul etmesi gibi...
DNA'daki kusursuz tasarımın örnekleri bunlarla
sınırlı değildir. Bilgilerin DNA'da şifrelenişi çok
daha muhteşem ve hayranlık uyandıracak şekilde tasarlanmıştır…
1 Michael Denton. Evolution:
A Theory in Crisis. London: Burnett Books, 1985, s.334 2 Prof. Dr. Ali Demirsoy, Kalıtım ve Evrim,
s.158