İşte Rabbiniz olan Allah budur.
O'ndan başka ilah yoktur. Herşeyin yaratıcısıdır,
öyleyse O'na kulluk edin. O, herşeyin üstünde bir
vekildir. (En'am Suresi, 102)
Milyonlarca askerden oluşan
dev bir ordu düşünün. Ortak bir hedefe doğru ilerleyen,
yolun uzunluğuna, kendilerini bekleyen zorlu engellere,
ölümcül tehlikelere rağmen asla vazgeçmeyen bir ordu.
Bu ordunun elemanlarının hedeflerine ulaşabilmek için
kat etmeleri gereken mesafe ise kendi boyutlarından yüz
binlerce kat fazla olsun. Bu kadar kalabalık ve böylesine
zorlu bir yolculuğa çıkan bir ordunun hedefe ulaşabilmesi
için elbette ki yardımcılara, yol göstericilere, ek teçhizatlara
ihtiyacı olacaktır.
300 milyon elemana sahip
olan bu dev ordu erkeklerin bedeninde bulunur. Ordunun
askerleri ise spermlerdir. Boyları milimetrenin yaklaşık
%1'i kadar olan spermler hedeflerine, yani yumurta hücresine
ulaşmak için oldukça uzun bir yol kat ederler.
Birlikte yola çıkan 300 milyona
yakın sperm hücresinden en dayanıklı olan 1000 tanesi
yumurtaya ulaşmayı başaracaktır. Bunların içinden de tek
bir tanesi yarışı kazanacak ve yumurtayı dölleyecektir.
Spermler bu yarışa başlamadan önce ilk olarak erkek üreme
organlarında uzun bir yolculuğa çıkarak olgunlaşma aşamalarından
geçerler. Bu olgunlaşma safhalarında spermlerin pek çok
yardımcısı vardır.
Spermlerin Oluşum Aşamaları
Bir
yumurtanın döllenmesi için her seferinde yaklaşık 200-300
milyon sperm hücresi hazır hale getirilir. Bu çok dikkat
çekici bir orandır, ancak sayının bu kadar yüksek olmasının
önemli bir nedeni vardır. İleride detaylı olarak ele alınacağı
gibi anne bedenine giren spermlerin çok büyük bir bölümü
yolda ölür. Yumurtaya ulaşabilenlerin sayısı ise oldukça
azdır. Dolayısıyla sperm sayısının çok yüksek olması ile
birlikte, yumurtanın döllenmesini engelleyebilecek riskler
de ortadan kaldırılmıştır. Milyonlarca bireyli bir ordunun
elemanı olan spermler erkeklerdeki testis adlı üreme organlarında
üretilir. Ancak testislerde pek çok aşamadan geçerek üretilen
spermlerin yaşayabilmeleri için bulundukları bölgenin
serin olması gerekmektedir. İnsanın normal vücut ısısı
37°C'dir. Bu, spermler için öldürücü bir sıcaklıktır.
Bu nedenle spermler vücudun içinde yaşayamazlar. Testislerin
en büyük özelliği ise vücudun dışında olmasıdır. Allah
erkek bedeninde yarattığı bu özel tasarım sayesinde, spermlerin
oluşmasına en uygun ortamı hazırlamıştır.
Testisler
çeşitli kanalcık sistemlerinden oluşur. Oldukça geniş
bir alana sahip olan bu kanalcık sistemi sayesinde milyonlarca
spermin hızlıca oluşabileceği ve kolaylıkla stoklanabileceği
bir mekan elde edilmiş olmaktadır. Hızlı üretimin ve stoklama
işleminin neden gerekli olduğu ise, bir yumurtanın döllenmesi
için üretilen 200-300 milyonluk sperm miktarına bakıldığında
anlaşılmaktadır.
Üretim
miktarı göz önüne alındığında minyatür fabrikalar olarak
nitelendirilebilecek testislerde, sperm üretiminin gerçekleştiği
ve toplam uzunlukları yaklaşık 500 metreyi bulan 1000'e
yakın kanalcık vardır. Bu kanalcıklar "seminifer tüpçükler"
olarak adlandırılır. Her birinin ortalama uzunluğu yaklaşık
50 cm olan kanalcıkların içerisinde zaman içinde gelişerek
spermleri oluşturacak sperm ana hücreleri bulunur.3
Sağda testisleri oluşturan
kanalcık sistemi (seminifer tüpçükler) görülüyor.
Bu kanalcıklarda ileride spermleri oluşturacak sperm
ana hücreleri bulunur. Soldaki resimde ise testis
lobülünden bir detay görülmektedir.
Sperm ana hücreleri (spermatogonium)
seminifer tüpçüklerinin çeperlerinde yer alır. Bir süre
sonra çoğalmaya başlayan bu hücreler bir mitoz ve iki
mayoz bölünme gerçekleştirirler. Önceki bölümde belirttiğimiz
gibi, döllenmeden sonra babadan gelen spermden bebeğe
aktarılacak olan kromozom sayısının 23 olabilmesi için,
sperm ana hücreleri mayoz bölünme geçirerek kendi kromozom
sayılarını yarıya indirirler.
Bu bölünmeler sonucunda 4
tane "spermatid" adı verilen hücre oluşur. Ancak bu hücreler
dölleme özelliğine sahip değildir. 23 kromozomlu olan
bu küremsi hücrelerin dölleyebilme özelliği kazanmaları
için yeni değişikliklere ihtiyaç vardır.
Erkek
üreme sistemindeki bu önemli ihtiyaç düşünülmüş ve tam
gereken yere spermatid hücrelerinin gelişimine yardımcı
olacak bir hücre grubu yerleştirilmiştir. Mayoz bölünmeden
sonraki ilk bir-iki hafta içinde, her spermatid hücre
kendisini kuşatan bu yardımcı hücreler (sertoli hücreleri)
tarafından fiziksel olarak yeniden şekillendirilecektir.
Bu bölünme işlemlerinin son aşamasında ise spermi sperm
yapan kuyruk, çekirdek ve spermin baş kısmındaki enzimlerle
dolu akrozom gibi yapılar ortaya çıkacaktır.4
(Detaylı bilgi için bkz. Sperm Yumurta Buluşması Gerçekleşiyor
bölümü)
Spermlerin oluşumunu sağlayan,
yukarıda detaylı yapısı görülen seminifer tübüllerdir.
Sağda seminifer tübül kesitinin tarayıcı elektron
mikroskobunda çekilmiş görüntüsü, solda ise ana
sperm hücrelerinin farklılaşması ve spermleri oluşturan
diğer yapılar görülüyor.
Bu şekillenme işlemlerinin
tümü kanalcıklarda bulunan, biraz önce söz ettiğimiz "sertoli"
hücrelerinde gerçekleşir. Uzun kolları (sitoplazmik uzantıları)
olan bu hücreler oldukça büyüktür. Sertoli hücreleri gelişmekte
olan spermatid hücrelerini kolları ile sıkıca sararak,
kendi sitoplazmalarının içine iyice gömülmelerini sağlarlar.
Bu şekilde onlara, gelişim süreçleri boyunca besin sağlayacak
ve onları sürekli kontrol altında tutacaklardır.5
Kuşkusuz burada kısaca özetlediğimiz
bu olayda aslında büyük bir mucize gerçekleşmektedir.
İnsanın soyunu sürdürmesini sağlayan spermler, sertoli
hücreleri dediğimiz, proteinlerden, aminoasitlerden oluşan
yapılar sayesinde meydana gelmektedir. Burada bir düşünelim.
Bir sertoli hücresinin, daha doğrusu aklı, şuuru, gözü,
kulağı, beyni olmayan bir hücrenin kendisini böyle bir
göreve adamış olması büyük bir mucizedir. Böyle bir olayın
gerçekleşmesi bu hücrenin üstün bir akıl sahibi tarafından
kontrol edildiğinin apaçık bir delilidir. Üstelik bu hücrelerin
tam gereken yerde, yani spermlerin geliştiği seminifer
tüplerde yer alması ve tam gereken özelliklere (örneğin
spermatidlere göre daha büyük bir yapıya) sahip olması
da insan bedenindeki kusursuz tasarımın milyonlarca delilinden
bir tanesidir. Allah insan bedenini oluşturan yaklaşık
yüz trilyon hücrenin her birini gerekli yerlere yerleştirmiş,
her birine ihtiyaçları olan özellikleri vermiş ve herbirine
yerine getirmeleri gereken görevleri eksiksiz olarak ilham
etmiştir. Kuran'da bildirildiği gibi; ".
O'nun, alnından yakalayıp denetlemediği hiçbir canlı yoktur.
Muhakkak benim Rabbim dosdoğru bir yol üzerinedir (dosdoğru
yolda olanı korumaktadır.)" (Hud Suresi, 56)
Birbirine Bağlı Bir Sistem
Önceki sayfalarda sertoli
hücrelerinin, spermatidlerin spermlere dönüşümündeki rolünden
söz ettik. Bu hücreleri harekete geçiren ve spermatidlerin
beslenmesini ve gelişim kontrolünü kendilerine görev bilmelerini
sağlayan fiziksel etken nedir?
Sertoli hücrelerinin görevlerini
yerine getirmesinde etken olan folikül stimulan (FSH)
adı verilen bir hormondur. Ön hipofiz bezinden salgılanan
bu hormon sertoli hücrelerini uyarır. Bu hormonun üretimi
ve ilgili bölgeye ulaşması gerçekleşmeden spermlerin oluşması
imkansızdır. Uyarıyı alan sertoli hücreleri spermlerin
oluşumunda vazgeçilmez olan östrojen adlı hormonu salgılamaya
başlar. Spermin gelişiminde etkili olan başka bir hücre
türü ise seminifer tüpçüklerin arasında bulunan ve "leydig"
olarak adlandırılan hücrelerdir. Bu hücreler de spermleri
geliştirecek olan başka bir hormonu üretmekle görevlidirler.
Ön hipofiz bezinden salgılanan LH (luteinizan hormon)
leydig hücrelerini uyarır. Bunun üzerine bu hücreler de
testesteron hormonunu üretmeye başlarlar. Testesteron
üreme organlarının büyümesini, üreme organlarındaki çeşitli
bezlerin gelişmesini ve erkeksi özelliklerin ortaya çıkmasını
sağlayan ve sperm oluşumunda en etkili olan hormondur.
Bu
arada sertoli hücrelerinin protein üretme gibi başka bir
görevleri daha vardır. Bu protein, östrojen ve testesteron
hormonlarını, seminifer tüpçüklerin içlerinde bulunan
sıvıya taşıyacaktır.6
Yine leydig hücrelerinin
ikinci bir görevi daha vardır. Sperm hücreleri hareket
edebilmek için ihtiyaçları olan enerjiyi, leydig hücrelerinin
kendilerine sağladığı fruktozdan temin ederler. (Bu konunun
önemi ilerleyen bölümlerde daha detaylı olarak ele alınmaktadır.)
Seminifer tübülde spermlerin
gelişim aşamaları yukarıda görüldüğü gibidir. Sperm
ana hücreleri (spermatogonium) seminifer tüpçüklerinin
çeperlerinde yer alır. Bu hücreler bölünüp"spermatid"
adı verilen hücrelere dönüşürler. Bu işlemlerin
son aşamasında ise spermin kuyruk ve baş kısmı oluşur.
Bütün bu kompleks işlemlerden sonra içinde o kişiye
ait bütün bilgilerin saklandığı erkek üreme hücrelerinin
gelişimi tamamlanmış olur.
Görüldüğü gibi hormonal sistem
vücuttaki diğer bölgelerde olduğu gibi üreme sisteminde
de mükemmel bir organizasyonla çalışmaktadır. Her hormon
bir diğerinin taşıdığı mesajı hemen anlayarak gerekeni
yerine getirmektedir. Örneğin hipofiz bezi zamanın geldiğini
anlayarak harekete geçmekte ve testislerde bulunan çeşitli
hücrelere emirler göndererek organlara ve dokulara yapacakları
işleri bildirmektedir. Üstelik hipofiz bezinin harekete
geçmesini sağlayan da beyindeki hipotalamus adlı başka
bir bölgedir.
Bir insanın oluşumundaki
ilk aşama hormonlarla taşınan bu bilgilerin doğru anlaşılmasına
ve emirlerin tam olarak yerine getirilmesine bağlıdır.
Peki hücreler ve moleküller hormonlarla taşınan mesajları
nasıl çözmekte ve harekete geçmektedirler? Birbirlerinin
kimyasal yapılarından nasıl haberdar olmakta, bu yapıları
hangi yöntemle etkileyeceklerini nereden bilmektedirler?
Sertoli ve leydig hücrelerinin
sperm oluşumuna destek olmak için kendilerinden çok uzakta
olan, hiçbir zaman görmedikleri, üstelik kendilerinden
bambaşka bir yapıya sahip olan hipofiz bezinin emirlerine
göre hareket etmesi, bu emirler olmadan hiçbir işlem yapmaması
elbette ki tesadüflerle izah edilmesi mümkün olmayan bir
durumdur. Hormonların, bu özellikleri zaman içinde, ardarda
gelen tesadüfler sonucu kazanmaları imkansızdır. Çünkü
sistemin herhangi bir aşamasında oluşacak bir kopukluk
bütün işlemleri zincirleme etkileyecektir. Tek bir elemanın
eksikliği tüm sistemin işlevini yitirmesine neden olacaktır.
Örneğin sertoli hücreleri hipofiz bezinin gönderdiği FSH
hormonunun anlamını bilmese ve östrojen salgılamaya başlamasa,
spermlerin oluşması imkansız hale gelecektir. Veya leydig
hücreleri kendilerine verilen fruktoz sağlama görevini
yerine getirmese veya eksik getirse, sperm her yönüyle
olgunlaşmış olsa bile anne rahmine geçtikten sonra besin
bulamadığı için ölecek ve yumurtaya ulaşamadığı için de
döllenme gerçekleşmeyecektir.
Bu durum bize apaçık bir
gerçeği göstermektedir. Organlar ve hücreler arasındaki
bağlantıları kuran, hipofiz bezine, hipotalamusa, leydig
ve sertoli hücrelerine, kısacası erkek bedeninde sperm
oluşumunu sağlayan her elemana nasıl davranacaklarını
ilham eden, birbirlerinin dilinden anlamalarını sağlayan
Allah'tır. Herşey Allah'ın emri ile gerçekleşir. Allah
bu gerçeği bir ayetinde şöyle bildirmiştir:
Gökten yere her işi O
evirip düzene koyar. (Secde Suresi, 5)
Spermi Hedefe Ulaştıran Diğer Yapılar
Biraz
daha gelişmiş olan sperm hücrelerinin hareket ve döllenme
yeteneği kazanması ise üreme sisteminin başka bir parçası
olan "epididim"de gerçekleşir. Testisin dış tarafına gevşek
bir şekilde tutturulmuş olan epididim kanalı öylesine
kıvrımlıdır ki, uzunluğu yaklaşık 6m dir. Spermlerin bir
kısmı yolculuklarına başlamadan önce bir süre için epididimde
depolanırlar. Epididim de, "vas deferens" adı verilen
sperm kanalına bağlanır. Bu sperm kanalında spermler,
döllenme yeteneklerini yitirmeden uzun süre depolanabilirler.
Ve zamanı geldiğinde bu kanaldan dışarı atılarak kadın
bedenindeki yumurta hücresi ile buluşmak üzere uzun bir
yolculuğa çıkarlar.7
Spermlerin oluşumunda,
testislerde birbirine bağlı işleyen pek çok sistem
devreye girer. Üstte testisin detaylı iç yapısının
kesiti görülüyor. İnsan bedenindeki bütün organlar
ve hücreler arasında kompleks bir yapı ve kusursuz
bağlantılar vardır. Vücuttaki işlemler bu bağlantılar
sayesinde gerçekleşir. Bir spermin oluşması için
hazırlanmış olan bu sistemin tek bir parçası bile
vücuttaki yapının mükemmelliğinin anlaşılması için
yeterlidir.
Ancak spermlerin, dölleme
işlemine başlayabilmeleri için bu zorlu yolculukta ihtiyaçlarını
karşılayıp, hayatta kalmaları için gereken destekleri
verecek başka yardımcılara da ihtiyaçları vardır. Spermlerin
uzun yolculuklarındaki yardımcılarından biri prostat bezi,
diğeri ise prostatın her iki yanında bulunan "seminal
kesecikler" (meni kesecikleri) adı verilen salgı bezleridir.
Bu bezler, sperm üretiminin tamamlanması ile birlikte
bu göreve başlar ve yolculuğunda sperme eşlik edecek özel
içerikli sıvılar üretirler.
Prostat bezinden salgılan
sıvı spermin yola çıkışıyla birlikte ona katılır. Bu sıvının
içeriğinde sitrat, kalsiyum, fosfat iyonları ve bir pıhtılaşma
enzimi olan fibrinolizin vardır. Spermin yolculuk yaptığı
kadın üreme organlarında, bakterilerin çoğalmasına engel
olan yoğun bir asit karışımı vardır. Bu asit karışımı
sperm hücrelerinin hareket kabiliyetlerini kısıtlamasının
yanısıra öldürücü etkiye de sahiptir. Ancak prostat sıvısının
asidi yumuşatıcı etkisi sayesinde sperm yumurtaya doğru
kolaylıkla yüzer.
Burada bir an durup düşünmekte
yarar vardır. Erkek üreme sisteminindeki prostat bezi,
kadın bedenindeki ortamı adeta bilerek hareket etmektedir.
Prostat bezi spermlerin yolculukları sırasında asidik
bir ortamla karşılaşacaklarını ve o ortamda spermlerin
yaşamlarını sürdüremeyeceklerini bilmektedir. Üstelik
bu tehlikeyi nasıl engelleyebileceğini de tesbit edebilmekte
ve bunun için gerekli olan sıvıyı üretebilmektedir. Kuşkusuz
burada gerçekleşen son derece mucizevi bir olaydır. Erkeğin
bedenindeki bir salgı bezinin, kendisinden bağımsız bir
yapıyı tanıdığını ve buna göre kendi kararıyla önlem aldığını
söylemek mümkün değildir. Düşünün ki, akıl ve şuur sahibi,
görme ve duyma yeteneği olan, hesap yapabilen, tedbir
alabilen, çözüm üretebilen bir insan dahi hiç görmediği
bir ortamda ne tür tehlikeler olabileceğini tahmin edip
buna yönelik tedbirler alamaz. Ama prostat bezi dediğimiz,
hücrelerden oluşan bir et parçası bunu başarabilmektedir.
Elbette böylesine hayati bir kararı alıp uygulamaya geçirenin
prostat bezi olduğunu iddia etmek mümkün değildir. Bu
beze yerine getirmesi gereken görevleri ilham eden, erkek
üreme sisteminin de, kadın bedeninin de her milimetrekaresini
yaratmış olan Allah'tır.
Prostat bezinden (üstte)
salgılanan sıvı sperm oluşumunda son derece önemli
bir yere sahiptir. Bu sıvı sayesinde kadın üreme
organlarındaki asit karışımının spermler üzerindeki
öldürücü etkisi ortadan kaldırılır. Erkek bedeninde
üretilen bir sıvının, başka bir bedende üretilen
bir sıvının olumsuz etkisini kaldırabilecek özelliklere
sahip olması Allah'ın benzeri olmayan yaratışının
delillerindendir.
Üstelik erkek üreme sisteminde
spermin yolculuğu için hayati üretim yapan bez yalnızca
prostat bezi değildir. Prostat bezinin yanında yer alan
seminal keseciklerin salgıladığı sıvı da, bu yolculuk
için vazgeçilmezdir. Spermin yola çıkışından kısa bir
süre sonra, zorlu yolculuğunda başarıya ulaşmasını sağlayacak
olan bu sıvı da sperme katılır. Bu sıvıda bol miktarda
fruktoz, diğer besin maddeleri, fazla miktarda "prostaglandin"
ve fibrinojen vardır. Fruktoz ve diğer besin maddeleri
spermlerin kadın bedenine girişten yumurtayı dölleme aşamasına
kadar devam eden süreç içinde beslenmelerini sağlar. Ayrıca
bu sıvının içindeki "prostaglandin" adlı madde de spermlerin
yumurtaya ulaşması için daha farklı açılardan yardım eder.
Prostaglandinin bir görevi rahim kanalındaki mukusla reaksiyona
girerek sperm haraketleri için uygun bir ortam oluşturmaktır.
İkinci görevi ise rahim ve fallop kanallarının zıt yönde
kasılmalarını sağlayarak spermlerin hareketini kolaylaştırmaktır.
Bu noktada çok mucizevi bir
olayla karşı karşıya olduğumuz bir kez daha ortaya çıkmaktadır.
Bu sıvı, üretildiği erkek vücudunu değil, hiç görmediği
kadının vücut yapısını çok ayrıntılı olarak tanımaktadır.
Kadın rahminin ve fallop kanallarının kasılmasının spermin
hareketine yardım olacağını önceden bilmekte, son derece
"ileri görüşlü" bir davranışla bu kasılma hareketini sağlayacak
bir kimyasal maddeyi (prostaglandin) bünyesine eklemektedir.
Böyle bir işlemi herhangi bir kimyagerden istediğimizi
düşünelim; bu durumda söz konusu kişi ne tip işlemler
yapar?
Önce spermi inceler, yapısını,
döllenmenin gerçekleşmesi için nelere, nasıl bir ortama
ihtiyaç duyacağını vs. araştırır. Sonra kadın vücudunu,
hormonlarını, yumurtayı, yumurtayı rahme taşıyan fallop
tüplerini, rahimi, rahimin dokusunu, kasılmayı sağlamak
için sinir sistemini ve daha pek çok detayı öğrenmeye
çalışır. Daha sonra bunlara etki edecek maddeyi yıllar
süren eğitimi ve tecrübesi ile birleştirerek bulur, o
maddeleri gidip alması, hangi oranlarda birleştireceğini
deneme ile ve kitaplardan araştırarak bulması gerekir.
Şuur sahibi bir insan ancak böyle yoğun ve zaman isteyen
bir çalışma ile bunu belki kısmen başarabilir.
Oysa bu üretimi yapanlar
eğitim görmüş, yıllarca bu konu üzerinde çalışıp uzmanlaşmış
bir kimyager değil, şuursuz atomlardan ve moleküllerden
meydana gelen hücreler, dokular, organlardır. Elbette
bu hücre topluluklarının bir kimyagerden çok daha üstün
bir akla ve bilgiye sahip olduğunu iddia etmek ve tüm
bunları kendi iradeleriyle yaptıklarını söylemek mümkün
değildir.
Hiç kuşkusuz erkek üreme
sisteminde üretilen ve kadın üreme sistemini yönlendirecek
şekilde tasarlanmış olan bu sıvı da, onu meydana getiren
hücreler, dokular ve organlar da Allah'ın yaratışının
apaçık bir delilidir.
Kuşkusuz tüm bu birbirine
bağlı sistemlerin tesadüflerin eseri olamayacağı açıkça
ortadadır. Akıl ve vicdan sahibi bir insan, gelmiş geçmiş
milyarlarca insanın her birinin bedeninde eksiksiz olarak
gerçekleşen bu mucizevi olayların üstün bir aklın ve sonsuz
bir kudretin eseri olduğunu hemen anlar. Ve yalnızca bu
sonsuz aklın ve kudretin sahibi olan Allah'a kulluk eder.
Ey insanlar sizi tek
bir nefisten yaratan, ondan eşini yaratan ve her ikisinden
birçok erkek ve kadın türetip-yayan Rabbiniz'den korkup-sakının.
Ve (yine) kendisiyle, birbirinizle dilekleştiğiniz Allah'tan
ve akrabalık (bağlarını koparmak)tan sakının. Şüphesiz Allah,
sizin üzerinizde gözeticidir. (Nisa Suresi, 1)
Karışık Yapılı Bir Sıvı: Meni
Spermlerin yola çıkışıyla
birlikte sırasıyla prostat bezinden salgılanan sıvı ve
hemen sonra seminal kesecikden gelen sıvı sperme katılır
ve meniyi oluşturarak, hep birlikte anne bedenine doğru
yol alırlar. Bu sıvıların -biraz önce de detaylı olarak
ele alındığı gibi- spermlerin gerek duyduğu enerjiyi karşılayacak
olan besinleri bulundurmak, baz özelliğiyle ana rahminin
girişindeki asitleri nötralize etmek, spermlerin daha
rahat hareket edeceği ortamı sağlamak gibi görevleri vardır.
Döllenme
işlemi için erkek bedeninden atılan bu sıvıların bütününe
"meni" (semen) ismi verilir. Meni, %10 kadar sperm kanallarından,
%60 kadar seminal keseciklerden, %30 kadar prostat bezinden
gelen sıvı ve spermlerden oluşur. Ayrıca küçük miktarda
başka salgı bezlerinden gelen sıvıları da içerir.8
Yani meni ismini verdiğimiz sıvı, fruktoz, fosforilkolin,
ergotionein, askorbik asit, flavinler, prostaglandinler,
sitrik asit, kolesterol, fosfolipidler, fibrinolizin,
çinko, asit fosfataz, fosfaz, hiyaluronidaz ve spermler
gibi karışık maddelerden oluşan bir sıvıdır. İşte burada
karşımıza Allah'ın Kuran'da bildirdiği bir mucize çıkmaktadır.9
Üstte meni sıvısı içinde
hareket halindeki spermler görülüyor. Meni, çeşitli
bezlerden salgılanan sıvıların oluşturduğu bir karışımdır.
Bilinenin aksine bu karmaşık sıvıyı oluşturan parçalardan
yalnızca spermler dölleme özelliğine sahiptir. Çok
yakın bir dönemde keşfedilen bu bilimsel gerçek
1400 yıl önce Kuran'da haber verilmiştir.
Allah Kuran'daki pek çok
ayette insanın yaratılışına dikkat çekmiş ve bu konunun
üzerinde düşünülmesini emretmiştir. Kuran ayetleri üzerinde
araştırma yapan bilim adamları insanın yaratılışı hakkında
bilgiler veren ayetlerde birçok Kuran mucizesinin saklı
olduğunu görmüşlerdir. Örneğin meninin bir karışımdan
oluştuğu modern bilimin teknolojik imkanlarıyla yapılan
araştırmalar sonucunda keşfedilmiştir. Ancak gerçekte
bu bilgi bundan 1400 yıl öncesinde Kuran'da haber verilmiştir.
Kuran'da meni "karmaşık" bir sıvı olarak tarif edilmektedir:
Şüphesiz Biz insanı,
karmaşık olan bir damla sudan yarattık. Onu deniyoruz. Bundan
dolayı onu işiten ve gören yaptık. (İnsan Suresi, 2)
Bu karmaşık sıvı içindeki
maddelerden sadece spermlerin dölleme özelliği vardır.
Pek çok insan meninin tamamının dölleme özelliği olduğunu
zanneder. Oysa sadece meninin küçük bir parçası olan spermler
dölleme özelliğine sahiptir. Yani insan, meni sıvısının
tamamından değil, aksine çok küçük bir parçasından (spermden)
meydana gelir.
Cinsel birleşme sırasında
erkekten meni ile birlikte bir kerede ortalama 250-300
milyona yakın sperm atılır. Ancak milyonlarca spermden
yalnızca bin kadarı yumurtaya ulaşmayı başarır. Bu bin
tanesinin içinden de yalnızca bir tanesini yumurta kabul
edecektir. Yani insanın özü, meninin tamamı değil, ondan
küçük bir parçadır. Günümüzde pek çok insanın haberdar
olmadığı ya da yanlış bilgi sahibi olduğu bu konu, bundan
1400 yıl önce Kuran'da bildirilmiştir. Kuran'da bu gerçek
şöyle açıklanmıştır:
İnsan, 'kendi başına
ve sorumsuz' bırakılacağını mı sanıyor? Kendisi, akıtılan
meniden bir damla su değil miydi? (Kıyamet Suresi, 36-37)
Bir başka ayette ise yine
meninin karışım olduğuna işaret edilirken, insanın da
bu karışımın "özünden" yaratıldığı şöyle vurgulanır:
Ki O, yarattığı herşeyi
en güzel yapan ve insanı yaratmaya bir çamurdan başlayandır.
Sonra onun soyunu bir özden, basbayağı bir sudan yapmıştır.
(Secde Suresi, 7-8)
Bu ayetin Arapça meali incelendiğinde
bir Kuran mucizesi ile karşı karşıya olduğumuz daha da
açık bir şekilde anlaşılır. Ayette geçen ve Türkçe mealinde
"öz" olarak çevrilen Arapça "sulala" kelimesi, "öz ya
da bir şeyin en iyi kısmı" demektir. Bu kelime hangi şekilde
alınırsa alınsın "bir bütünün bir kısmı" anlamına gelir.
Bu durum, Kuran'ın, insanın
yaratılışını en ince detayına kadar bilen bir Yaratıcı'nın
sözü olduğunu açıkça göstermektedir.
Son Hazırlıklar Tamamlanıyor.
Menideki sıvılarla desteklenen
spermin genel yapısı artık belirgin hale gelmiştir. Baş,
boyun, orta bölüm, kuyruk ve son bölümden oluşan spermin
her bölümünün ayrı görevi vardır.
Spermin çekirdeği olarak
nitelendirilen baş bölümü 5 mikrondan daha büyük değildir.
(1 mikron metrenin milyonda biridir) İnsan vücudu ile
ilgili olan ve bir hücreyi bir insana dönüştüren tüm bilgi
bu 5 mikron büyüklüğündeki bölümün içine sığdırılmıştır.
Spermin başında 23 kromozomdan oluşan bu genetik bilgi
paketçiği yumurtaya kadar taşınır. Yani bir insanın vücudundaki
bütün organların nasıl çalışacağının, yerlerinin neresi
olacağının, hangi dönemde hangi hücrenin gelişmeye ve
başkalaşmaya başlayacağının, kısacası bir insanın nasıl
inşa edileceğinin bilgisi mikroskobik sperm hücresinin
çekirdeğinin içine en korunaklı olacak şekilde yerleştirilmiştir.
Spermin
baş bölümünde genetik bilginin yanısıra başka özel yapılar
da vardır. Örneğin en dış katmanda yer alan "akrozom"
adı verilen koruyucu bölümde spermin, yolculuğun son ve
en önemli aşamasında kullanacağı yardımcıları yer alır.
Bunlar dokuların parçalanmasını sağlayan enzimlerdir.
Sperm, döllenme sırasında bu enzimleri kullanarak yumurtayı
delmeyi ve içeri girmeyi başaracaktır.10
(bkz. Sperm-Yumurta Buluşması Gerçekleşiyor)
Spermin
ikinci önemli parçası ise, sıvı ortamlarda daha kolay
yüzmesini sağlayan kuyruğudur. Spermin kuyruğu hareketinin
yönünü belirler ve yumurta hücresine ulaşmasına yardımcı
olur. Peki bu kuyruk, sürekli yaptığı kamçı hareketi için
gerekli enerjiyi nasıl sağlar? Spermin enerji ihtiyacı
da mükemmel bir biçimde giderilmiştir. Spermin orta kısmı,
yolculuğu boyunca ona enerji sağlayacak bir yakıt deposudur.
Yumurtaya ulaşıncaya kadar katedeceği uzun yolculuğu sırasında
ihtiyacı olan enerjiyi, bu bölümde bulunan mitokondriler
sağlar. Spermin boyun kısmındaki enerji paketçikleri mitokondriler
tarafından kullanılarak ATP enerjisi üretilir ve spermin
rahatlıkla hareket etmesi sağlanır.11
Görüldüğü gibi spermin yapısında
her yönden kusursuz bir tasarım vardır. Spermin kuyruğu
olmasa hareket edemeyecek, orta kısmındaki mitokondriler
olmasa enerji üretemeyecektir ve yine hareketsiz kalacaktır.
Spermin baş bölümü eksiksiz olarak oluşsa ama bir tek
akrozom denen kısım mevcut olmasa, gerekli enzimler eksik
olduğu için spermin yumurtaya ulaşmasının bir anlamı kalmayacaktır,
çünkü sperm yumurta hücresini delip döllenmeyi gerçekleştiremeyecektir.
Dolayısıyla sperm bütün bu
özelliklerini, evrim teorisinin iddia ettiği gibi zaman
içinde, aşama aşama kazanmış olamaz. Dünya üzerinde ilk
insanın ortaya çıkışı ile birlikte spermde bu özelliklerin
tamamının olması zorunludur. Herhangi bir özelliği eksik
olan spermin döllenme işlevini yerine getirmesi mümkün
olmadığına göre, evrimcilerin iddia ettiği gibi geçmişte
henüz tüm özelliklerine sahip olamamış spermler var olsaydı,
insan nesli çoğalamadan yeryüzünden silinirdi. Bu durum
spermin bir anda eksiksiz ve mükemmel yapısıyla ortaya
çıktığını yani yaratıldığını gösterir. Spermdeki kusursuz
tasarım herşeyin Yaratıcısı olan Allah'a aittir.
Birbirleri İçin Yaratılmış Sistemler
Spermler meni sıvısı içinde
erkek bedeninden ayrıldıklarında aslında tam olarak yumurtayı
dölleyebilecek durumda değildirler. Erkek bedeninden ayrılana
kadar depolandıkları bölgedeki bazı salgılar sebebiyle
spermlerin hareketleri kontrol altına alınmıştır. Bu nedenle
spermler, meni sıvısı ilk biraraya gelip kadın bedenine
ulaştığında, yumurtayı dölleme görevini yerine getiremezler.
Peki erkeğin üreme sisteminden ayrılmış olan spermlerin
yumurtayı dölleyebilecek yeteneğe ulaşması nasıl gerçekleşir?
Döllenme işleminin kolaylıkla
gerçekleşmesi için kadın bedeninde de birçok sistem hazırlanmıştır.
Bu noktada spermlerin yardımına kadın üreme bölgesinde
salgılanan bazı sıvılar yetişir ve spermlerin yumurtayı
dölleme yeteneğini artırmasına yardımcı olur. Spermlerin
kadın bedenine ulaştıklarına geçirdikleri değişimlerden
bazıları şöyle sıralanabilir:
1. Kadının uterus (rahim)
ve fallop kanallarında salgılanan sıvılar, erkek üreme
kanalındaki spermlerin hareketlerini azaltıcı faktörleri
yok eden bir kimsayal özelliğe sahiptir. Böylece kadın
üreme kanalına ulaşan spermlerin hareketliliğinde artış
görülür.
2. Spermlerin erkek bedeninde
bulundukları testislerde, seminifer keseciklerden gelen
yüksek oranda kolesterol mevcuttur. Kolesterol devamlı
olarak spermin baş kısmındaki akrozom bölgesinin zarına
(membran) yerleşir. Bu şekilde akrozom zarı sağlamlaşır
ve içindeki yumurta zarını delici enzimlerin vakitsizce
dışarı çıkması engellenmiş olur. Ancak bu özellik spermin
yumurtayı dölleyebilmesi açısından olumsuz bir durumdur.
Bu nedenle kadın bedenine geçen spermlerin bu olumsuzluklardan
kurtulması gerekir. Nitekim insanın oluşumu aşamasındaki
milyonlarca detay gibi bu konu için de özel bir sistem
hazırlanmıştır. Kadın bedenine geçen spermler bir süre
sonra rahim (uterus) sıvısına katılırlar. Ve bu sıvı,
içinde spermlerin de bulunduğu menideki kolesterol miktarının
azalmasını ve spermin baş bölgesindeki (akrozom) zarın
zayıflamasını sağlar. Böylece sperm yumurtaya ulaştığında
akrozomun içindeki enzimler rahatlıkla dışarı çıkacak
ve yumurta zarını delerek döllenmeyi gerçekleştirecektir.
3.
Kadın bedenine geçen spermlerin baş bölgesindeki zarın
kalsiyum iyonlarına karşı geçirgenliği artar. Sperm hücresinin
içine kalsiyumun büyük miktarlarda girişi ile spermin
hareketliliği de artar. Spermi hareket ettiren kamçı şeklindeki
kuyruk (flagellum) eski güçsüz dalgalı hareketini değiştirerek,
güçlü hareketlere başlar ve böylece yumurtaya ulaşması
kolaylaşır.12
Hiç kuşkusuz, spermin kadın
bedeni ile bu kadar uyumlu ve birbirini tamamlar şekilde
yaratılmasında dikkatle araştıran ve derin derin düşünen
insanlar için çok önemli işaretler bulunmaktadır. Sperm
ve kadın bedeni birbirinden bağımsız bir şekilde aynı
mucizeyi gerçekleştirmek için çok büyük bir şuur ve akıl
göstermektedir. Kadın vücuduna girecek olan spermin erkek
bedeninde iken takviye edilmesi gereken bazı eksiklikleri
olduğunu bilip, ona göre önlemler almakta ve üretimler
yapmaktadır. Gözle dahi görülmeyecek kadar küçük olan
bir sperm tanesinin hareketliliğini artırmak için çok
özel bir ortam hazırlanmıştır. Sanki kadın bedeni spermin
çok uzun bir yolculuğu olacağını, bu yolculuğu sona erdirmek
için enerjiye ve yolu hızla aşabilecek hareketliliğe ihtiyacı
olduğunu bilmektedir. Ayrıca kendi yumurtasının nasıl
bir kimyasal bileşimle delinebileceğini bilecek, spermin
bu konuda eksiklikleri olduğunu tahmin edip, buna neden
olanın kolesterol olduğunu tesbit edecek, daha sonra da
kolesterolu seyreltecek bir üretim yapıp yumurtanın en
kolay şekilde delineceği bir ortam oluşturacaktır. Ve
bütün bunları yeteneği sayesinde yapacaktır!
Yukarıda özet olarak verdiğimiz
örneklerin spermin vücuda girişinden yumurtayı döllemesi
aşamasına kadar geçen olayların çok küçük bir bölümü olduğunu
hatırlatmakta yarar vardır. Çünkü bu sırada olanlar, birbirinden
kompleks binlerce kimyasal işlem sonucunda gerçekleşmekte,
bu işlemlere birçok protein, enzim ve sıvı yardımcı olmaktadır.
Ancak özellikle hatırlatmalıyız ki burada bu detayları
anlatmaktaki amacımız bilimsel bilgiler vermek değil,
insanın oluşumunun evrimcilerin iddia ettiği gibi kör
tesadüflerle asla oluşamayacak kadar kompleks, birbiriyle
uyumlu, birbirine bağımlı ve girift sistemlerin kusursuz
çalışmasıyla meydana geldiği gerçeğini gözler önüne sermektir.
Değil bir insanın, spermi harekete geçiren tek bir enzimin
tek bir molekülün dahi tesadüfen oluşması mümkün değildir.
Buraya kadar erkek bedeninde
üretilen sperm hücrelerinin kadın bedeninde bulunan kimsayal
maddeler yardımıyla nasıl yumurtayı dölleyebilecek bir
yetenek kazandığından söz ettik. Şimdi burada durup düşünelim.
Böyle kompleks bir sistem evrim teorisinin iddia ettiği
gibi tesadüflerle aşama aşama oluşmuş olabilir mi? Elbette
böyle bir şey mümkün değildir, ama biz yine de şöyle bir
senaryoyu sorgulayalım.
Erkek bedeninde tesadüfler
sonucu oluşmuş bir sperm ilk olarak kadın bedenine ulaştığında,
dölleme yeteneğini kazanmasını sağlayan sıvıları tesadüfen
hazır halde mi bulmuştur? Yoksa kadın üreme bölgesine
ilk ulaşan sperm dölleme işlemini gerçekleştiremediği
için kadının üreme hücreleri bir karar alıp gereken kimsayal
maddeleri üretmeye mi başlamışlardır?
Kuşkusuz bu iki seçenek de
akıl ve mantıkla bağdaşmayan, gerçekleşmesi mümkün olmayacak
senaryolardır. Buraya kadar anlattığımız örnekler tek
bir gerçeği karşımıza çıkarmaktadır. Tüm bu sistemler,
herşeyin Yaratıcısı olan Allah'ın sonsuz kudretinin ve
ilminin birer delilidir. Allah insan bedeninin derinliklerinde,
gözle görülmeyecek kadar küçük noktalarda, insan zihninin
kavrayış kapasitesini çok aşan mucizeler yaratmaktadır.
Bedenlerinde gerçekleşen iman delillerinin, insanların
kendi iradelerinden ve bilgilerinden tamamen bağımsız
olduğuna dikkat çekmektedir. Ve insanın kendisi de dahil
olmak üzere herşeyin üzerinde tek hakimin Kendisi olduğunu
hatırlatmaktadır:
Şüphesiz senin Rabbin,
mağfireti geniş olandır. O, sizi daha iyi bilendir; hem
sizi topraktan inşa ettiği (yarattığı) ve siz daha annelerinizin
karnında cenin halinde bulunduğunuz zaman da. Öyleyse kendinizi
temize çıkarıp-durmayın. O, sakınanı daha iyi bilendir.
(Necm Suresi, 32)
3 Guyton&Hall, Tıbbi Fizyoloji,
Nobel Tıp Kitabevleri, İstanbul, 1996, 9. baskı, s. 1003 4 Guyton&Hall, Human Physiology and Mechanisms
of Disease, 6. baskı, 1997, ABD, s. 649 5 Guyton&Hall, Tıbbi Fizyoloji, Nobel Tıp
Kitabevleri, İstanbul, 1996, 9. baskı, s. 1004 6 Guyton&Hall, Tıbbi Fizyoloji, Nobel Tıp
Kitabevleri, İstanbul, 1996, 9. baskı, s. 1005 7 Vander, Sherman, Luciano, İnsan Fizyolojisi,
Bilimsel ve Teknik Yayınları Çeviri Vakfı, 1994, s. 654 8 Guyton&Hall, Tıbbi Fizyoloji, Nobel Tıp
Kitabevleri, İstanbul, 1996, 9. baskı, s. 1006 9 Prof. Dr. Ahmet Noyan, Yaşamda ve Hekimlikte
Fizyoloji, Ankara, Mart 1998, 10. baskı, s. 1113 10 Guyton&Hall, Tıbbi Fizyoloji, Nobel Tıp
Kitabevleri, İstanbul, 1996, 9. baskı, s. 1005 11 Guyton&Hall, Human Physiology and Mechanisms
of Disease, 6. baskı, 1997, ABD, s. 12; Gerard J. Tortora,
Introduction to the Human Body The Essentials of Anatomy and
Physiology, Biological Science Textbooks, 1997, s. 527 12 Guyton&Hall, Tıbbi Fizyoloji, Nobel Tıp
Kitabevleri, İstanbul, 1996, 9. baskı, s. 1007