YENİ BİR İNSANIN
OLUŞUMUNDA ROL OYNAYAN YUMURTA HÜCRESİ
Biz ayetlerimizi hem afakta,
hem kendi nefislerinde onlara göstereceğiz; öyle
ki, şüphesiz onun hak olduğu kendilerine açıkça
belli olsun. Herşeyin üzerinde Rabbinin şahid olması
yetmez mi? (Fussilet Suresi, 53) |
Buluğ çağı ile birlikte erkek
bedeninde yaşanan gelişmelerin bir benzeri de kadınlarda
yaşanır. Dişi üreme hücresi olan yumurta ile birlikte
kadın üreme sistemi de erkek üreme sistemine uygun, onu
tamamlayıcı olacak şekilde hazırlanır.
Kadınlarda da -tıpkı erkeklerde
olduğu gibi- buluğ çağına gelindiğinde hipotalamus zamanın
geldiğini adeta anlar ve hipofiz bezine yumurta hücrelerinin
olgunlaşmasını sağlayacak hormonlar üretmesi için emirler
gönderir. Hipofiz bezi kendisine ulaşan bu emirlere hemen
itaat ederek gereken hormonları üretmeye başlar.
Üreme
hücrelerinin üretimi kadınlarda, erkeklerde olduğu gibi
sürekli değildir. Bu üretim belli dönemlerde gerçekleşir.
Bu dönemleri tesbit etme görevi de hipofiz bezine aittir.
Hipofiz bezi, belirli dönemlerde yumurtalıktaki ana yumurta
hücrelerinin olgunlaşmasını sağlayacak bir hormon salgılar.
Bu hormon etki edeceği yeri çok iyi bilir ve doğruca yumurtalığa
giderek yumurta olgunlaştırma vaktinin geldiğini haber
verir. Bunun üzerine yumurtalık hücreleri bu emri hemen
anlar ve yumurtanın olgunlaşması için yumurtalığın içinde
yoğun bir faaliyet başlatırlar.13
Şimdi bu bilgileri biraz
daha derinlemesine inceleyelim. Hipotalamus dediğimiz
küçücük salgı bezi zamanı nasıl tesbit etmektedir? Üstelik
bugüne kadar yaşamış olan ve halen yaşamakta olan milyarlarca
kadında tam gereken zamanda, hiç şaşırmadan bu süreyi
nasıl hesaplamaktadır? Hipotalamus beynin tabanında yer
alan, zamanı tespit edebilecek bir mekanizması olmayan,
üstelik dış dünyayla hiçbir şekilde muhatap olmayan, hücrelerden
oluşmuş bir et parçasıdır. Bu et parçasının zaman ayarı
yapması elbette insanın sıradan bir olay gibi üzerinden
geçip gidebileceği bir konu değildir. Ancak bu küçücük
ayrıntı, insan vücudunda durmaksızın meydana gelen mucizevi
olaylardan sadece bir tanesidir. Bu tür insanı hayrete
düşüren olaylar insan bedeninin her milimetrekaresinde,
her an, hiç durmaksızın devam etmektedir. Örneğin hipotalamusun
yolladığı emri okuyup anlayabilen, bu anladığı emre göre
karar alıp, bu karar doğrultusunda üretim yapabilen ve
ürettiği maddeleri kendisinden çok uzakta, hiç görmediği
bir yere hatasız olarak ulaştırabilen hipofiz bezinde
de hayranlık uyandıran bir mucize gerçekleşmektedir. Hipofiz
bezi de yine bir hücre topluluğudur. Bu hücrelerin biraraya
gelip, şuurlu bir şekilde kendilerine ulaşan emirleri
"anlamaları" ve bu anladıkları emre uymaları başlı başına
olağanüstü bir durumdur. Bu hücreler topluluğunun "anlama",
"kavrama", "sonuç çıkarma", "karara varma", "kararı uygulama"
gibi özellikleri hangi şuurla mümkün olmaktadır?
İnsan vücudu ışığın girmediği,
karanlık, pek çok sıvının damarlar içinde büyük bir hızla
hareket ettiği, son derece yoğun bir trafiğin olduğu karmaşık
bir ortamdır. Bu ortamda kendi boyutuna kıyasla devasa
maddelerle karşılaşan bir molekül yığınının istediği yere
zarar görmeden ve kaybolmadan ulaşması, hatta bazı aracılarla
gerekli yerlere birtakım maddeler yollaması hiçbir evrimci
izahla açıklanamaz. Çünkü evrimcilerin bu tip mucizevi
yaratış delilleri karşısında tek sığınakları olan tesadüflere
-diğer hiçbir canlıda olmadığı gibi- insan vücudunun kompleks
yapısı içinde de yer yoktur.
Bir kez daha hatırlatmalıyız
ki, tüm bu olaylar esnasında karşımıza çıkan akıl ve şuur
bu hücrelerin hiçbirine ait değildir. Hücre dediğimiz
varlıkların birbirlerini görecek gözleri, konuşup anlaşabilecek
dilleri, duyabilecek kulakları yoktur. Bu varlıklar yalnızca
kendilerini yaratmış olan Allah'ın emirlerini uygulamakta,
her an O'nun ilhamı ile kendilerinden asla beklenmeyecek
mucizevi olayların gerçekleşmesine vesile olmaktadırlar.

Yumurta Hücreleri
Gelişmeye Başlıyor...
Üstte rahmin iç yapısı görülüyor.
Yumurtanın üretilmesi ve yolculuğunu tamamlaması
için kadın bedeninde her türlü önlem alınmış ve
özel bir sistem yaratılmıştır. Örneğin fallop tüpünün
içinde bulunan milyarlarca hücre yumurtayı rahme
ulaştırmakla görevlendirilmişlerdir. Yanda olgunlaşan
yumurtanın içine atıldığı fallop tüpünün resmi görülüyor.
|
Yumurta, yumurtalık adı verilen
ve her detayıyla bu iş için özel tasarlanmış bir organda
üretilir. Her kadında sağda ve solda birer tane olan yumurtalıkların
içinde sinirlerin, kan ve lenf damarlarının girip çıkacağı
kadar bir boşluk vardır. Boşluğun içinde kan bakımından
oldukça zengin lif dokuları da bulunur. Yumurta hücrelerinin
güvenli bir şekilde oluşmaları, beslenmeleri ve korunmaları
bu dokular sayesinde sağlanır. Bu korunaklı yapının içinde
çeşitli boylarda ve çok sayıda kesecikler (foliküller)
vardır. Her kesecikte bir tane yumurta ana hücresi bulunur.
Her ay bu keseciklerden bir tanesindeki yumurta hücresi
olgunlaşarak döllenmenin gerçekleşebilmesi için yumurtalığın
dışına bırakılır.
Ancak bu üretim tek aşamalı
bir üretim değildir; bir yumurta hücresinin olgunlaşması
birçok aşamanın ard arda gerçekleşmesi ile mümkün olur.
Yumurta ana hücresinin olgunlaşması ve bir üreme hücresi
haline gelebilmesi için öncelikle bir mitoz ve iki mayoz
olmak üzere bölünmeler gerçekleşir. Ancak belli bir sıralamada
olan bu bölünmelerde hiçbir şaşma olmaması gerekmektedir.
Çünkü bölünmeler sonucunda hücredeki kromozom sayılarında
değişiklikler meydana gelir ve farklı hücre tipleri oluşur.
Tıpkı erkek üreme hücresinde olduğu gibi kadınlarda da
ana yumurta hücrelerinde 46 olan kromozom sayısı, bu bölünmeler
sonucunda 23'e iner.
Üstte temsili resmi görülen
ve büyüklüğü bir tuz taneciğinden küçük olan yumurta
hücresi bir insanın oluşumundaki en önemli parçalardan
biridir. Bu tek hücrenin oluşması için gerekli olan
sistem dünya üzerinde şu anda yaşayan ve şimdiye
kadar yaşamış olan bütün kadınlarda mevcuttur. Bu,
Allah'ın kusursuz yaratışıdır. |
Yumurta hücresinde meydana
gelen mitoz ve mayoz bölünmeler sonucunda üç adet küçük
hücre ve bir adet büyük hücre (ootid) meydana gelir. Küçük
olan hücreler besin yetersizliğinden ölürken, büyük olan
hücre bazı değişiklikler geçirerek yumurtayı meydana getirir.
Eğer oluşan hücrelerin hepsi aynı büyüklüğe sahip olsalardı,
döllenme sonucu oluşan zigotun gelişmesi için gerekli
olan besin yetersiz kalırdı. Ancak hücrelerden birinin
daha fazla besine sahip olması ve diğerlerinin küçük olmasıyla
böyle bir sorunun meydana gelmesi daha en baştan engellenmiştir.
Yumurtanın olgunlaşması kendi
kendine gerçekleşen bir olay değildir. Başta da belirttiğimiz
gibi bu gelişimi şekillendiren, erkek üreme sisteminde
olduğu gibi, beynin altına yerleştirilmiş olan hipofiz
bezinin salgıladığı hormonlardır. Yumurtanın oluşum aşamalarını
ve bu aşamalarda etkili olan hormonları şöyle özetlemek
mümkündür:
1-Foliküler
evre: Yumurta hücresinin oluşmaya başladığı dönemdir.
Yumurta ana hücresi, biraz önce de belirttiğimiz gibi
"folikül" adı verilen keseciklerin içinde bulunur. Folikül
oluşumu yaklaşık olarak 14 gün devam eder. Bir hipofiz
hormonu olan FSH (folikül uyarıcı hormon) kan yoluyla
yumurtalıklara gelir. Bu hormonun yumurtalıklarda folikülün
oluşumu, gelişimi ve folikül içindeki ana hücreden yumurtanın
meydana gelmesini sağlamak gibi görevleri vardır. Bu hormon
aynı zamanda olgun folikülden östrojen hormonunun salgılanmasına
da neden olur.
Östrojen özellikle rahmin
yapısını etkileyen bir hormondur. Rahimdeki hücrelerin
mitoz bölünmesini hızlandırarak bu bölgenin kalınlaşmasını
dolayısıyla döllenme işleminden bir süre sonra buraya
bağlanacak olan embriyonun yumuşak bir zemine tutunmasını
sağlar. Ayrıca döl yatağına fazla miktarda kan ve doku
sıvısı gelmesini sağlar. Her ay bu hazırlıklar gerçekleştirilir.
Eğer yumurta döllenirse özel hazırlanmış bu dokuya yerleşerek
beslenecek ve gelişmesini sürdürecektir.
Yumurta
hücresi, 150 mikron (bir mikron milimetrenin binde
biridir) büyüklüğünde renksiz ve yarı saydam bir
yapıdır. (üstte) Küre şeklindedir ve dış kısmı jelatin
benzeri bir zarla çevrilidir. Yumurtanın bünyesinde
yağ, şeker ve proteinler gibi yedek besinler bulunur.
Bu besin rezervi, çıkacağı yolculuk sırasında yumurta
hücresinin beslenmesini sağlayacak ve eğer döllenme
olursa onu rahme ulaşana kadar da idare edecektir.14
|
İnsanın yaratılışının her
aşamasında olduğu gibi burada da mucizevi bir olay gerçekleşmektedir.
Kadının üreme sistemindeki hücreler, ileride misafir edecekleri
embriyonun ihtiyaçlarını önceden tespit etmekte, bu ihtiyaçlara
yönelik hazırlıklar yapmakta, gelişecek olan cenin için
gereken en uygun ortamı oluşturmaya çalışmaktadırlar.
Bir hücreler topluluğu böylesine şuur ve akıl gerektiren
işlemleri nasıl gerçekleştirebilir? Elbette hücrelerin
böyle bir akıl ve şuura sahip olduklarını söylemek imkansızdır.
Ama kadının üreme sistemindeki (hatta hipofiz bezindekiler)
hücreler imkansız olarak nitelendirdiğimiz bu olayı gerçekleştirmekte,
hiç tanımadıkları embriyonun ihtiyaçlarına en uygun ortamı
önceden hazırlamaktadırlar.
Kuşkusuz bunları hücrelerin
kendi akılları ve iradeleriyle yaptığını iddia etmek akıl
ve mantık sahibi hiçbir insan için mümkün değildir. Kendi
şuuru ve iradesiyle başarması mümkün olmayan bir şeyi,
şuursuz atomlardan oluşan hücrelerin başardığını iddia
eden insan elbette büyük bir mantık bozukluğu içinde demektir.
O halde karşımıza çıkan gerçek apaçıktır: Bir insanın
yaratılışında rol oynayan tüm hücreler, kendilerine Yaratıcımız
olan Allah'ın ilham ettiği görevleri yerine getirmekte,
böylece yeryüzünde her dünyaya gelen insanla birlikte
bir mucizenin gerçekleşmesine vesile olmaktadırlar.
2-Luteal
evre (Yumurtlama evresi): Bu evrede yumurtayı taşıyan
kesecik (folikül) çatlar ve yumurta serbest hale geçer.
Ancak yumurtalıklardan boşluğa bırakılan yumurta hücresini
yakalayacak bir yardımcıya ihtiyaç vardır. Aksi takdirde
yumurta hücresi spermle buluşacağı yere doğru ilerleyemeyecek
ve hiçbir şekilde spermle karşılaşamayacaktır. İşte bu
noktada yumurtalık ve rahim arasındaki tüp şeklinde yapılar
olan "fallop tüpleri" devreye girer. Yumurtalıklardan
boşluğa bırakılan yumurta hücresi, bir ahtapot gibi dev
kollara sahip olan fallop tüpü tarafından yakalanır. Döllenme
işleminin gerçekleştiği yer olan fallop tüpünde sperm
olup olmamasına göre daha sonraki aşamalar şekillenir.
Yumurta hücreleri yumurtalıktaki
folikül denilen yapıların içinde gelişir. Bu şemada
tek bir yumurta hücresinin gelişim aşamaları ve
folikülden çıkışı görülmektedir. Bu evrelerin tümü
belli bir dönem boyunca, bütün kadınlarda sürekli
tekrarlanır. Her ay yeni yumurta hücreleri oluşur,
aynı hormonlar aynı dönemlerde tekrar tekrar salgılanır,
kadın vücudu sanki döllenme olacakmış gibi hazırlanır.
Ancak son aşamada spermin olmasına ya da olmamasına
göre vücuttaki hazırlıkların yönü değişir. Bu, açık
bir yaratılış mucizesidir. |
Bütün bu işlemlerin denetimini
sağlayan ise hipofiz bezinden salgılanan luteinleştirici
hormon (LH)'dur. Bu hormonla ilgili önemli bir noktaya
daha dikkat çekmekte yarar vardır. Olgunlaşmış yumurta
hücresinin içinde bulunduğu keseciğin (folikül) çatlaması
ve böylece yumurtanın spermle buluşacağı yere ilerlemesinde
LH hormonu mutlaka gereklidir. Bu hormonun olmaması demek
-diğer hormonlar eksiksiz salgılansa da- folikülün yumurtlama
evresine kadar gelişememesi demektir. Ancak böyle bir
aksaklık olmaz ve yumurtlama döneminden yaklaşık 2 gün
önce bilim adamlarının açıklayamadığı, henüz tam bilinmeyen
nedenlerle, ön hipofiz bezinin LH hormonu salgılamasında
artış görülür. Aynı dönemde FSH isimli hormonda da artış
belirir ve iki hormonun etkisiyle her ay düzenli olarak
yumurtlama işlemi gerçekleşir. Yani hipofiz bezi burada
da şaşmaz bir vakit hesabı yapmakta, tam gereken vakitte
gereken hormonları, gerektiği miktarda salgılamaya başlamaktadır.
Elbette bu şuurlu davranışı
hipofiz bezinin kendinden, bu bezi oluşturan hücrelerden
beklemek mümkün değildir. Eğer ortada açıkça görülen yüksek
bir akıl ve irade varsa, bu aklın ve iradenin de bir sahibi
vardır. İnsanın yaratılış aşamalarındaki tüm bu mucizevi
olaylarda tecelli eden akıl ve irade sonsuz kudret sahibi
olan Allah'a aittir.
3-Korpus
luteum (sarı cisim) evresi: Yumurtanın çıkmasından
sonra boş kalan keseciğin (folikül) içi kanla dolar. Bu
keseciklerin bulunduğu boşluğu çevreleyen "granüloza"
ve "teka" isimli özel hücreler çoğalarak kesecik içindeki
pıhtılaşmış kanın yerini alırlar. Bu hücreler lipidce
zengin, sarı renkli hücrelerdir. Böylece yumurtanın ayrıldığı
folikül, içine dolan sıvılarla genişleyerek "korpus luteum"
(sarı cisim) adı verilen aktif bir yapı meydana getirmiş
olur.15
Yumurtanın folikülden çıkmasıyla
birlikte oluşan korpus luteum, progestoren ve östrojen
hormonlarını salgılamaya başlar. Progesteron hormonu
rahim duvarını uyarır. Bu hormonların etkisiyle
rahim duvarında değişimler başlar. Bu değişimlerdeki
amaç, döllenmeden sonra embriyonun yerleşmesi için
uygun bir ortam hazırlamaktır. Bu işlemlerin tümü
bütün kadınlarda aynı sırayla aynı mükemmellikte
gerçekleşir. Bu işlemler de çok açık bir plan ve
tasarımın ürünüdürler. |
Korpus luteum denen bu yapı
rahmin (uterus) embriyo için hazırlanması ve gebeliğin
sağlıklı şekilde sürdürülmesi üzerinde çok önemli bir
rol oynar. Bu yapının en önemli özelliği LH (luteinleştirici
hormonun)'un da etkisiyle progesteron adlı hormonu salgılamasıdır.
Son derece önemli fonksiyonları olan progesteron hormonu
rahim duvarını uyarır. Rahimdeki en önemli değişim mukoza
tabakasında oluşur. Östrojen ve progesteron hormonlarının
etkisiyle mukoza kalınlaşmaya başlar. Bezler ve kılcal
damarlar yüzeye kadar ulaşır, rahim duvarı kıvrımlı bir
yapı alır. Bezlerin salgı faaliyetleri artar. Bu değişimlerdeki
amaç, döllenmeden sonra embriyonun yerleşmesi için uygun
bir ortam hazırlamaktır. Ayrıca rahim kaslarını dinlenmeye
zorlayarak gebeliğin devamını sağlar. Bundan başka progesteron
süt bezlerinin gelişmesine de etki eder.
Bir hormonun diğerinin üzerinde
etki oluşturması, üstelik bunu tam gereken zamanlarda
yapabilecek bir sezgiye sahip olması tesadüflerle açıklanması
mümkün olmayan bir durumdur. Bu durumda akla sorular gelmektedir.
Şuursuz atomların birleşimiyle oluşan bir molekül nasıl
olup ta böylesine hassas bir sezgi gücüne sahip olmakta
ve insiyatif kullanarak insanın en rahat edeceği şekilde
vücuttaki işlemleri düzenlemektedir? Hormonları oluşturan
moleküllerin akla ve şuura sahip olamayacağı açıktır.
Bu durum, sistemin çok üstün bir güç tarafından birbirini
tamamlayıcı özelliklerle birlikte var edildiğini bize
gösterir. Hormonları oluşturan moleküllere, bu molekülleri
oluşturan atomlara şuurlu davranışlarda bulunmalarını
ilham eden, göklerin ve yerin Rabbi olan Allah'tır.
Korpus luteum devresi 12-14
gün sürer. Bu sürenin sonunda eğer döllenme meydana gelmezse
korpus luteum bozulur ve aynı evreler tekrarlanır. Korpus
luteum'un bozulmasıyla birlikte östrojen, progesteron
ve diğer hormonlar da artık salgılanmaz, yani görev yine
hipofiz bezindedir. Hipofiz bezinde tekrar FSH ve LH hormonları
salgılanmaya başlanır. Bu da yeni foliküllerin büyümesini
başlatır. Ancak bu foliküller yeterince gelişme gösteremezler,
çünkü östrojen ve progesteron yokluğu rahimde yeni bir
dönemin (menstrüasyon) başlamasına neden olur.
4-Menstrüasyon
evresi: Döllenmemiş yumurtanın vücuttan atıldığı
devredir. Döllenme gerçekleşmediği için, daha önce hazırlanmış
olan rahim duvarı gerilir, kılcal damarların kopması ile
birlikte yumurta dışarı atılır. Bu dönemden sonra vücut
bütün bu işlemleri tekrar yapmak için hazırlıklara başlayacaktır.
Bu evrelerin tümü belli bir
dönem boyunca, bütün kadınlarda sürekli tekrarlanır. Her
ay yeni yumurta hücreleri oluşur, aynı hormonlar aynı
dönemlerde tekrar tekrar salgılanır, kadın vücudu sanki
döllenme olacakmış gibi hazırlanır. Ancak son aşamada
spermin olmasına ya da olmamasına göre vücuttaki hazırlıkların
yönü değişir.

Döllenme Öncesinde
Yapılan Hazırlıklar
Yumurta hücresi spermlerin
kadın bedenine ulaştıkları yerden 20-25 cm uzaktadır.
Bu uzaklık, spermlerin büyüklüğünün yaklaşık 3000 katıdır.
Spermlerin, kendi boyutlarına oranla düşünüldüğünde oldukça
uzun olan bu mesafeyi kat edebilmeleri için ciddi bir
desteğe ihtiyaçları vardır.
Nitekim
spermle yumurtanın buluşması gerçekleşmeden önce hem kadın
hem de erkek bedeninde birtakım hazırlıklar başlar. Bu
hazırlıkların büyük çoğunluğu spermin anne bedenindeki
yolculuğunda ona kolaylık sağlamak içindir. Örneğin rahmin
içinde çeşitli kasılma ve dalgalanmalar meydana gelir.
Rahim ve fallop tüpünde her zamankinden farklı yönde gerçekleşen
bu hareketlilik spermin yumurtaya doğru gidişini kolaylaştıracaktır.
Bu kasılmalardaki dikkat çekici olan nokta ise kasılmaya
neden olan maddedir. Prostoglandin adındaki bu madde erkek
bedeninden gelen spermlerle birlikte hareket eden sıvının
(seminal kesecik sıvısının) içinde bulunur. Başka bir
bedenden gelmesine rağmen bu madde, anne rahminin yapısını
bilir ve onu etkileyerek beraberinde getirdiği spermin
ilerlemesini kolaylaştırır.16
mukus içinde hareket eden
spermler |
Döllenmenin gerçekleşmesi
için rahimde meydana gelen değişiklikler bununla sınırlı
kalmaz. Bu dönemde kanallar genişler. Östrojen hormonlarının
etkisiyle mukus (rahim salgısı) artar. Mukus, içindeki
sodyum klorürün çok zenginleşmesi gerektiğini bilirmişcesine
kendisini hazırlar, elastikleşir ve saydam hale gelir.
Bu değişimlerin sonucunda mukusta birbirleriyle paralel
uzun aralıklı düz bir yapı ortaya çıkar. Mukusun bu yapısı
spermin kuyruk hareketleriyle bu aralıklardan kolayca
geçmesini sağlayacak bir şekle dönüşür. Bu dönüşümün -spermlerin
rahat hareket etmesinin yanısıra- çok önemli bir etkisi
daha vardır: Bu sayede kanallar sadece normal yapıdaki
spermlerin geçmesine izin vererek depo ve filtre görevi
de görmüş olur. Çünkü spermler bazen döllenme için şekil
itibariyle uygun yapıya sahip olmazlar. Bu nedenle bu
kanallarda elenirler.
Spermler anne vücudundaki
zorlu ve uzun yolculuğu atlatabilecekleri dayanıklı
bir yapıya sahiptirler. Ancak yandaki resimde de
görüldüğü gibi bozuk spermler de mevcuttur. Anne
bedeninde bozuk spermlerin yol boyunca eleneceği
ve sağlam olanların ayırt edilerek yumurtaya ulaşacağı
bir tasarım vardır. Böylece yumurta daima sağlıklı
spermle birleşir. |
Buraya kadar anlatılanlardan
da görüldüğü gibi rahimdeki ve yumurtalıktaki her hareketin,
spermin yumurta hücresine ulaşması için özel olarak hazırlandığı
açık bir gerçektir. Örneğin yumurtlama işlemi bittikten
ve bir spermle yumurtanın karşılaşmasına imkan sağlandıktan
sonra mukus sıvısı tam tersi işlem yapmaya başlar. Koyulaşır
ve saydamlığı kalmaz, bu da spermlerin içeriye girmesine
engel olur.
Kadın üreme sisteminde meydana
gelen değişimler vücuda giren spermlerin yumurtalığa ulaşmasını
sağlamak içindir. Ancak bu -önceki bölümde de üzerinde
durduğumuz gibi- son derece ilginç bir durumdur. Çünkü
bambaşka bir vücuttan gelen hücrelere kadın üreme sistemindeki
elemanlar yardım etmektedir.
Nasıl olup da bir hücre,
daha önce aynı ortamda dahi olmadığı -kaldı ki aynı ortamda
bulunmuş olsa da sonuç değişmeyecektir- hücreler hakkında
bu kadar detaylı bir bilgiye sahip olmuştur? O hücrelerin
neye ihtiyacı olduğunu, örneğin nasıl hız kazanacağını
nereden bilmektedir? Kuşkusuz rahimdeki sıvıyı üreten
hücrelerin bir spermin sahip olduğu özellikleri bilmeleri
ve onlara uygun bir ortam hazırlamaları mümkün değildir.
Buraya kadar anlatılan işlemlerin
tümü bütün kadınlarda aynı sırayla aynı mükemmellikte
gerçekleşir. Bu uyumlu ve birbiriyle işbirliği içinde
çalışan sistemleri düşündüğümüzde, karşımıza çok açık
bir plan ve tasarımın çıktığını görürüz. Sperm, anne vücudu
için tasarlanmış, annenin üreme organları da spermi karşılamak
üzere özel olarak düzenlenmiştir. Bu uyumda en ufak bir
eksiklik olsa, örneğin spermin hareket etmesini sağlayan
kamçısı bulunmasa veya sperm, anne vücudundaki asidik
ortamı dengeleyecek sıvıdan yoksun olsa, üreme gerçekleşemeyecektir.
Bu da açıkça göstermektedir
ki, erkek ve kadın üreme hücreleri arasındaki büyük uyum,
en baştan belirlenmiş planlı bir yaratılışın eseridir.
Erkeği ve kadını yaratan, onları birbirlerine uyumlu kılan
ve böylece bir damla sudan bir insan yaratan, alemlerin
Rabbi olan Yüce Allah'tır. İnsan Allah'ın yaratışındaki
mükemmelliği düşünmeli ve Rabbimiz'in sonsuz kudreti karşısında
O'na kayıtsız şartsız teslim olmalıdır: